Montrö üzerinde bir yargıya varabilmek için mukayeseli biçimde Montrö’nün bize neler getirdiğini bilmek, geçmiş ve günümüz konjonktüründe diğer devletlerin anlaşmaya yaklaşımlarının nasıl ve neden olduğuna hâkim olmak gerekmektedir. Hem akdedilmesindeki hem de ilerleyen yıllarda muhafaza edilmesindeki Türk diplomasisinin emek ve başarılarını görmeden, matbu biçimde sırf belli temel eksikliklerden dolayı anlaşmayı eleştirmek ve tanzimini istemek, aslında daha kötü şartlar için ilk adımı atmakla eşdeğer olma riskini de içermektedir. Böylesi bir eleştiri nazarı getirmeden evvel başta Montrö görüşme tutanakları olmak üzere açık kaynakta bulunan diğer diplomatik görüşmelere en azından göz gezdirmek, bu noktaya nasıl gelindiğine dair önemli bir derinlik katacaktır.
Günümüzde seleflerine nispeten etki alanı çok daha küçülen Türk Devleti’nin uluslararası seviyede en önemli değerlerinden birini teşkil eden Türk Boğazları’nın yönetimi meselesi ne yazık ki gerektiği ihtimamı görememekte; konunun derinliğine inmektense dönem dönem yaşanan, yabancı devletlere ait savaş gemisi geçidi gibi, sansasyonel olaylar etrafında şekillen haberlerle yetinilmektedir. Bu yüzden bu yazıda ilk olarak Türk Boğazlarının neden ehemmiyet arz ettiği tarihi, politik ve ekonomik bağlamda ele alınacak; ikinci bölümde ise Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile kurulan yönetim rejimi uluslararası muadilleri ile kıyaslanarak incelenecektir.
Türklerin coğrafyada nasıl bir yer tuttuğunu en iyi şekilde yayılan kültür altyapımızla görebiliriz. Sadece ortaya konulan eserlerle değil, bölgenin demografik yapısı ile de ortaya bir bakış açısı koyulabilmektedir. Çeşitli tahminlere göre İran nüfusunu %40 civarı bir oranda Türkler oluşturmaktadır. Bu oran, Türklerin bölgeye ne denli yerleştiği konusunda güzel bir başlangıç noktası vermektedir. Bu Türk nüfusu kendi içinden sporcu, sanatçı, bürokrat ve fikir insanı yetiştirme kapasitesi sayesinde mevcut baskıcı rejim içinde varlık gösterebilmektedir.
