Skip to main content

Üniversite Sıralarından Terör Gerçeğine Bakmak

Üniversite Sıralarından Terör Gerçeğine Bakmak

Türk Dil Kurumuna göre “Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak, cana veya mala kıyacak davranışlarda bulunma; yıldırıcılık, yıldırmacılık eylemleri” olarak nitelendirilen terörizm, günümüz dünyasında birçok toplumun mücadele ettiği ciddi bir problemdir. Konuyu Türkiye bazında ele alırsak akıllara ilk olarak PKK gelmektedir. Tam adıyla Partiya Karkerên Kurdistanê, yani Türkçe manasıyla Kürdistan İşçi Partisi, Kürt etnik kimliği üzerinden bağımsız bir devlet kurma hedefi olan; bu hedef doğrultusunda Türkiye’nin üniter devlet yapısına karşı çıkan ve sistematik bir şekilde şiddet eylemleri yürüten bir terör örgütüdür. Bu şiddet eylemleri sadece askerî hedeflere yönelik olmayıp çoğunlukla sivil ve savunmasız insanları hedef almakta ve masumiyet gözetmeksizin herkese zarar veren, toplumda derin yaralar bırakan bir tehdide dönüşmektedir. Bu örgüt uzun yıllardır bombalı saldırılar, silahlı saldırılar, yol kesme, adam kaçırma, el yapımı patlayıcı tuzaklama, araç ve işyeri kundaklama gibi eylemler yaparak ülkeye büyük zararlar vermiş, çok insanın canını yakmış ve devleti büyük zayiata uğratmıştır. Bundan dolayıdır ki bu eylemlere karşı mücadele etmek, ülkesinin bütünlüğünü ve milletinin güvenliğini önemseyen her bir birey için ortak bir sorumluluk haline dönüşmüştür. Elbette bunlar hepimizin gördüğü ve bildiği şeyler. Fakat üzerine düşünmeyi fayda gördüğüm esas mesele, bu gibi radikal ve bölücü ideolojilere sahip gruplarla nasıl mücadele edeceğimiz meselesidir. Etkili mücadele için öncelikli adım, bu örgütlerin köküne inmektir; bir diğer deyişle örgütün yalnızca görünen yüzünü, yani sonuçlarını değil; arka planındaki nedenleri de anlamaktır. Ancak bu örgütün ideolojik temellerini, oluşum nedenlerini, örgütlenme sistemlerini ve toplum zeminini bilirsek mücadele edebiliriz. Elbette vicdani ve insani değerlere sahip her bir birey bu mücadelenin bir parçasıdır. Lakin özel olarak üniversite öğrencilerinin üzerinde durmakta fayda görüyorum. Terörün köküne inmek mevzu bahisse, bu süreci en hızlı şekilde çözüme kavuşturabilecek en doğru kişiler toplumun en aydınlık ve dinamik kesimi olan üniversite öğrencileridir. Dolayısıyla terörü iyi anlamak ve anlatmak üniversite öğrencilerinin vicdani sorumluluğudur.

 

Şimdi bir de madalyonun öteki tarafından bakalım. Bu mücadelede üniversite öğrencileri yer almamalı diyen bazı çevreler de vardır. Denir ki madem toplumların ulusal güvenliğini tehdit eden, hatta sadece güvenliği tehdit etmekle kalmayıp ayrıca insanlarda korku ve paniğe yol açan, çok fazla ölüme ve yıkıma sebep olan böylesine ciddi bir problemle karşı karşıyayız; o halde böyle bir mesele karşısında mücadele süreci çok profesyonel bir bakış açısıyla ele alınmalıdır. Nitekim devletler güvenlik güçleri, istihbarat birimleri, hukuk sistemleri ve diğer ilgili kurumları aracılığıyla bu mücadeleyi planlı ve koordineli bir şekilde sürdürmektedir. Bu kurumların her biri, sahip olduğu yetkinlikler ve uzmanlık alanları doğrultusunda sürecin farklı aşamalarında aktif rol oynar. Terör örgütlerinin yapılanmalarını, bağlantılarını, faaliyet alanlarını tespit etme noktasında istihbarat birimleri çalışır. Güvenlik güçleri tüm bu bilgileri kullanarak bu örgütlerin faaliyetlerini engelleyip etkin karşıt faaliyetler yürütür. Hukuk kurumları ise terörün ne olduğuna dair net tanımlar yaparak yasal çerçeveyi oluşturur ve suçluların hukuk kuralları kapsamında yargılanıp adaletin gerektirdiği şekilde cezalandırılmalarını sağlar. Ayrıca terörizm faaliyetleri çoğu zaman ulusal sınırları aşarak uluslararası bir tehdit haline gelir ve dünya genelindeki barışı ve düzeni tehlikeye sokar. Bu nedenle terörle mücadele noktasında terörizmin sınırları aşan yapısı, uluslararası bir iş birliğini yani devletler arası bilgi paylaşımını, ortak operasyonları ve diplomatik süreçleri zorunlu kılar. Tüm bu etmenleri göz önünde bulundurduğumuzda terörle mücadele sürecinin askeri, stratejik, hukuki ve diplomatik boyutları olan son derece karmaşık bir süreç olduğu açıkça görülür. Bu denli çok yönlü ve profesyonellik gerektiren bir mücadele sürecine herhangi bir alanda uzmanlığı ya da kurumsal yetkisi bulunmayan bireylerin, örneğin yukarıda ifade edildiği gibi üniversite öğrencilerinin aktif biçimde mücadeleye dâhil edilmesi, bu meselenin ciddiyetini göz ardı etmek anlamına gelir. Bu nedenle bu çevrelere göre üniversite öğrencilerinin böylesine profesyonellik gerektiren bir mücadele sürecinin içine dahil olmak yerine eğitimlerine, araştırmalarına ve kişisel gelişimlerine odaklanmaları en doğrusudur. Terörle mücadele ise sadece yetkili kurumlar ve alanında donanımlı profesyoneller tarafından yürütülmelidir.

 

Yukarıda anlatılanlarda hak verdiğim noktalar olduğunu söylemeliyim. Elbette bu işi sürdüren profesyonel kadrolar vardır. Onların uzmanlıkları, stratejileri ve yürüttükleri operasyonlar bu mücadelenin temelini oluşturur. Fakat burada bizim bahsettiğimiz esas mesele, bu durumun toplumun diğer kesimlerinin sadece pasif bir seyirci olarak kalmasını gerektirmediğidir. Terör esasen ideolojik manipülasyonlarla, toplumsal kutuplaşmalarla, propagandalarla, hatta toplumun sessizliği, ilgisizliği ve bilgisizliğiyle beslenen bir olgudur. Bu yüzden terörle mücadele sadece fiziki müdahalelerle sınırlı kalmamalı; toplumun bilinç ve farkındalığında da yer edinmelidir. İşte tam bu noktada biz üniversite öğrencileri olarak sürece dahil olmalıyız. Neden mi? Çünkü biz üniversite öğrencileri olarak yalnızca mesleki beceriler değil; aynı zamanda eleştirel düşünebilme, sorgulama, analiz edebilme, farklı bakış açılarıyla bakabilme gibi temel beceriler de kazanıyoruz. Ve bu beceriler eşliğinde terörle mücadele sürecine doğrudan katkı sunabiliriz. Örneğin psikoloji okuyan arkadaşlarımız terör tarafından hedef alınabilecek gençlerin psikolojik durumlarını inceleyebilir ve onları bu tehlikelerden nasıl koruyabileceğimize dair önerilerde bulunabilirler. Ya da sosyoloji okuyan arkadaşlarımız terörün toplumla ilişkisini inceleyip toplum nezdinde atılabilecek adımlarla ilgili iyi bir yol haritası çizebilirler. Veya siyaset bilimi okuyan arkadaşlarımız terörün arkasındaki politik nedenleri inceleyerek bu sorunla başa çıkmak için etkili stratejiler ve fikirler üretebilirler. Üniversite ortamı bu üretimleri destekleyen ve hatta besleyen bir ortamdır. Tabii bu noktada öğrenci kulüplerinden de bahsetmeliyiz. Örneğin bir tiyatro kulübü sahne performansında terör vurgusu yaparak izleyicide bilinç ve farkındalık oluşturabilir. Ya da bir iletişim kulübü sosyal medya paylaşımlarıyla teröre karşı hassasiyeti artırabilir. Hatta daha somut bir örnek üzerinden gidelim. Boğaziçi Üniversitesi Türk Araştırmaları Kulübü olarak bizler şehit diplomatlarımız ve şehit öğretmenlerimiz için sergiler düzenledik ve bu sergiler vasıtasıyla onların vatan sevgilerini, fedakârlıklarını ve kahramanlıklarını insanlara göstererek toplumsal hafızayı canlı tutma noktasında somut bir adım attık. Özellikle altını çizmek istiyorum ki bu mücadelede yer alma motivasyonumuz herhangi bir zorunluluktan kaynaklanmıyor. Bizler bu toplumun bir parçasıyız ve sorunların bizzat içindeyiz. Ayrıca geleceği doğrudan etkileyebilecek bireyleriz. İşte bu yüzden biz üniversite öğrencileri, terörle mücadele sürecinin aktif katılımcıları olmalıyız.

 

Peki biz öğrencilere böyle bir alan yeteri kadar açılıyor mu ya da yeterli imkânlar sunuluyor mu? Üzerinde durmamız gereken bir diğer mesele de bu. Bizler üniversite öğrencileri olarak toplumda terör bilinci ve farkındalığı oluşturma duygusunu vicdani bir sorumluluk sayıyoruz ve bu sürece gönüllü olarak dahil oluyoruz ki olmalıyız da. Bu artık hemfikir olduğumuz bir konu. Ancak bunu hakkıyla yapabilmek için bu alanda yeterli bilgi birikimine sahip bireyler olarak yetişmemiz gerekiyor. Bu sebeple bizlere bu becerileri kazandıracak, gereken bilgilerle donatacak ve yeterli seviyeye ulaştıracak yapıları da inşa etme zorunluluğu doğuyor. İşte bu noktada devlete büyük iş düşüyor. Öncelikli adım, üniversiteye terörle mücadele sürecine katılma ihtiyacı ve isteğini içselleştirmiş bireyler olarak gelebilmemizdir. Bunun için ilk olarak anasınıfı, ilkokul dönemlerimizde vatan, millet, bayrak sevgisini aşılayacak etkinlikler yapılmalı ve o şuur yerleştirilmelidir. Ayrıca ortaokuldan itibaren terör temalı basit ve anlaşılır eğitimler, rehberlik çalışmaları verilmelidir. Bu sayede o yaşlarda şiddetin ve terörün sebep olduğu zararları bilerek, birlik beraberliğin önemini kavrayarak büyümüş oluruz. Ki böylece üniversiteye geldiğimizde belirli bir altyapıya sahip olmuş oluruz. Bir diğer önemli adım, devlet tarafından terör konusunda bilgilendirici konferanslara ve toplantılara imkân sunulabilmesidir. Örneğin analistlerin, güvenlik uzmanlarının hatta terör mağdurları ve onların yakınları gibi farklı deneyimlere sahip uzmanların dahil olduğu projeler yapılmalı ya da isteyenlerin gireceği seçmeli dersler konulmalıdır. Bir terör uzmanını, savcısını, analistini, güvenlik ekiplerini ve onların tecrübelerini dinleyerek sürece daha yakından ve daha profesyonel bir bakış açısıyla hâkim olabiliriz. Böylece daha doğru yönlendirmeler yapabilir; terörü anlama ve anlatma noktasında mücadele sürecine katkı sağlayabiliriz.