Mete'nin Prometeci Torunları: Polonya ve Türk Dünyası
METE’NİN PROMETECİ TORUNLARI: POLONYA VE TÜRK DÜNYASI
Oğuzhan FERMAN
Boun Econ & Pols 2015 (Lisans); ATA 2019 (YL)
GİRİŞ
Polonya denince akla gelen ilk hususlardan biri jeopolitik açıdan iki büyük güç arasında, Almanya ve Rusya’nın ortasında, sıkışmış vaziyeti ve bu sebeple II. Dünya Savaşı’nın ilk kurbanı olmasıdır. Polonya’nın bu durumu, insana farklı bölgelere dair tasarım ve tasarrufları da olan aktif bir dış siyaset tahayyül ettirmez lakin kazın ayağı öyle değildir. Bu açıdan Polonya ve Türkiye’nin iki dünya savaşı arası dönemdeki siyaseti birbirine benzemektedir, zira her iki devlet de bölgesel paktlarla düzen kurma projeleri üzerinden gayet faaldir lakin bu projeler büyük devletlerin tehdidiyle yüzleşildiği vakit rafa kaldırılmıştır. Türkiye açısından 1934’teki Balkan ve 1937’deki Sadabad Paktları bu olguya örnek gösterilebilir.
Polonya’nın bu dönemki siyasetinde ise gerçekleştiği takdirde yine orta-küçük devletler koalisyonu gibi gözükecek iki proje söz konusudur. Bunlardan ilki “Denizlerarası” diye çevirebileceğimiz Intermarium/Miezdymorze projesidir ve Baltık Denizi’nden Karadeniz’e uzanan geniş havzadaki devletlerin, Büyük Güçlerin (bilhassa demokratik olmayan Faşist ve Komünist rejimlerin) bölgeye müdahale etmesini engellemek için konfederal bir ittifak kurmasını öngörür. İkincisi ise Polonya’nın bilhassa endişe duyduğu doğu komşusu Rusya’nın (Sovyetler Birliği) “büyük güç” olma vasfını bitirmek maksadıyla yürüttüğü Promete projesidir. Bu projeye göre Sovyetler Birliği’ne mensup evvela Kafkas halkları ve saniyen Ukrayna, Sibirya ve Orta Asya’daki halklar bağımsızlıklarına kavuşturulacak ve Polonya yeni kurulacak bu devletlerle ittifak yapacaktır.[1]
Polonya, bu maksatla Rus İç Savaşı’nda Bolşeviklere karşı istiklal mücadelesini kaybetmiş ve diaspora hâlinde Avrupa’ya göçmüş siyasetçiler, askerler ve aydınları “Promete” adı verilen ortak bir cephe hâlinde organize etmeye girişmiştir. Bu topluluk, Polonya’nın destekleriyle kurulan resmen 1926-1940 yılları arasında varlık gösteren Promete dergisi ve cemiyeti etrafında faaliyet yürütmüştür. Azerbaycan’ın kurucu babalarından Mehmet Emin Resulzade bu oluşumun önde gelen üyelerindendir. Yine Orta Asyalı meşhur Türkçülerden, Yaş Türkistan dergisini çıkarmış Mustafa Çokay ve Kazan Tatarlarının önemli simalarından Ayaz İshaki de bu oluşuma dahildir, ki son iki isim Türkiye Türkçülüğünde daha ziyade Nihal Atsız ile yaşadıkları polemikle tanınır.[2] Bu yazının maksadı Prometecilik olgusunu Türkiye ve dünya literatüründeki çalışmalara dayanarak tarihi ve siyasi bağlamıyla özetlemek ve günümüze yansımalarına değinmektir.
LEH JEOPOLİTİĞİ
Polonya siyasi tarihi açısından en önemli hususlardan biri aslında Polonya’nın da bizim gibi imparatorluk bakiyesi bir millet olmasıdır. Atalarımızın Lehistan diye isimlendirdiği Polonya-Litvanya Birliği, en parlak günlerinde Baltıklardan Karadeniz’e uzanan geniş sahaya yayılmış çok-uluslu bir devletti. Hatta Leh asilzadelerden biri, Rusya’nın yedi asırlık Rurik Hanedanı’nın son bulması üzerine 17. Yüzyılın ilk çeyreğinde tahtta hak iddia edip Moskova’yı işgal bile etmişti. Lakin iki yüzyıl sonra bu sefer Prusya, Avusturya ve Rusya bütün Lehistan’ı aralarında bölüşecekti. Leh aydınlar ve siyasetçiler 19. Yüzyılı bağımsızlık planlarıyla geçirecek ve I. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle oluşan iktidar boşluğunda Bağımsız Polonya’yı yeniden tesis edecekti.
Polonya’nın üç imparatorluk arasında paylaştırıldığı bu kayıp dönemin Polonya’ya bir hayrı olmuşsa, o da Leh aydınlarına ve siyasetçilerine jeopolitik bir vizyon katmış olmasıdır. Hem istiklâl mücadelesi sürecinde hem de bağımsız Polonya’nın varlığını sürdürdüğü 1919-39 yılları arasında önemli devlet adamları olan Roman Dmowski ve (Mareşal) Jozef Pilsudski birbirine zıt iki vizyonun temsilcisi olacaktı. Bu iki vizyonun da başlangıç noktası Polonya’nın kabaca Almanlar ve Ruslar tarafından taksim edilmiş olması fakat bunlardan birinin esas düşman olarak alınması gerektiğiydi. Dmowski’ye göre Lehler en çok Almanların elinde asimilasyon ve müstakil varlığını yitirme tehdidiyle karşı karşıyaydı, bu sebeple gerekirse yine başka bir Slav milleti olan Ruslarla işbirliğine gidilebilirdi. Pilsudski’ye göre ise esas mücadele edilmesi gereken Ruslardı, zira Lehistan’dan en büyük parçayı Ruslar almıştı. İki vizyonun zıtlaştığı başka bir husus da imparatorluk mirası ve ulus devlet meselesine nasıl yaklaşılacağıydı. Dmowski, Lehlerin çoğunlukta olacağı ve çok daha küçük sınırlara sahip bir ulus devlet vizyonuyla hareket ediyordu. Pilsudski ise muhtemelen ailesinin de Leh soylularından olmasının etkisiyle Lehistan sınırlarının mümkün mertebe yeniden ihyasını ve çokuluslu bir Polonya öngörüyordu.[3]
Bu iki siyasetçinin arasındaki iktidar mücadelesinde baskın gelen tarafın, hem 1918’de Polonya topraklarında geçici bir merkezî hükümet edip 1918-20 yılları arasında Sovyet Rusya ile Polonya arasındaki savaşta Kızıl Ordu’yu püskürtme başarısını sergilemesiyle hem de 1923’te iktidardan düştükten sonra 1926 Darbesiyle iktidarı geri alıp 1935’teki vefatına kadar ülkeyi artık bir makam üstlenmeyip kendi kadroları vasıtasıyla arkadan yöneten, Mareşal Pilsudski olduğunu söylemek mümkün. Yukarıda bahsi geçen Denizlerarası (Intermarium) ve Prometecilik konseptleri de Pilsudski ve ekibine atfedilir.
PROMETECİ SİYASET
Pilsudski ve kadrosu, Bolşevik hükümetiyle girdikleri mücadeleyi kaybettikten sonra Avrupa’ya geçen milli bağımsızlık hareketleri liderleri ve kadrolarıyla temasa geçmiş ve onları koordine etmeye çalışmıştır. Kafkasya’dan göçen kadrolara ayrı bir ihtimam gösterilmiştir, zira Kafkasya “Sovyet hükümetinin Aşil topuğu” olarak kabul edilmiştir.[4] Promete fikrinin temelini ise Kafkasya’da bir federasyon kurma fikri oluşturur. Bu fikir, tarihi bir vakıa olarak Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın Çarlık dönemi idari sistemini esas alarak 1918 yılında kurup kısa süre sonrasında da dağıttıkları Transkafkasya Cumhuriyeti’ne dayanır. Ayrıca bölgede herhangi bir jeopolitik oluşumun Rusya’ya karşı durabilmesi için büyük bir yapı olması gerektiği öngörülür ve bu üç ulusun bunu tek başına başaramayacakları fikri hâkimdir.[5]
Bu siyaset doğrultusunda evvela 1921 yılında Varşova’yı “muhacir” aktivistlerin toplandığı bir merkez üssü hâline getirmek üzere (bilhassa Rusların aktif olduğu) bir cemiyet kurulmuştur. 1922 yılında ise Polonya Ordusu, 42 Gürcü subayı ve eğitimlerini Polonya’da sürdüren 48 Gürcü askerî öğrenciyi “sözleşmeli asker olarak” bünyesine kattı.[6] İlerleyen yıllarda en azından 4 Azerbaycanlı subay da bu minvalde istihdam edilmiştir. Buradaki maksat ilerleyen yıllarda olası bir bağımsızlık mücadelesinde ve sonrasında kurulacak Kafkasya Ordusu’nun subaylarını yetiştirmekti.[7]
Diğer taraftan Polonya’da gelen ardışık hükümetlerin genel temayülü, Sovyet Rusya ile 1918-20 yılları arasında yaşanan savaşı bitirmek üzere 1921’de imzalanan Riga Barış Antlaşması’nın hükümlerine uymak ve provokatif faaliyetlerde bulunmamak suretiyle iki devlet arasındaki barışı kalıcı kılmak yönünde olmuştur. 1923-26 yılları arasındaki dönemde Pilsudski ve ekibinin iktidardan düşmesi bu temayülün önünü açmıştır. Yine de bu dönemde Pilsudski’nin ekibi bazı girişimlerde bulunmuştur.
Bunlardan en ilgi çekici olanı ise Polonya’nın 1924 yılında Türkiye’ye atadığı ilk daimî büyükelçi olan Roman Knoll’ün aslında Pilsudski’nin önemli mesai arkadaşlarından olup ve daha önce Sovyet Rusya’da çalışmış ve Riga Antlaşması’nın müzakerelerine katılmış olmasıydı.[8] Prometeci aktivistler arasında zikredilen Knoll, Türkiye’deki vazifesi esnasında Kafkasya’daki siyasi aktivizm teşebbüsünü desteklemek için temaslarda da bulunmuştur. Büyükelçi Knoll, bu minvalde Kafkas Federasyonu’nu kurma meselesini dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan İsmet Paşa (İnönü) ile görüşmesinin gündem maddelerinden biri olarak almıştı. Başbakan İsmet Paşa’nın cevabı ise Türkiye’nin “Kafkas ülkelerinin kurtuluşunu memnuniyetle karşılayacağını ancak Rusya’ya karşı yükümlülüklerine sadık kalacağı” yönünde bir cevap vermişti.[9] Knoll, bu cevaptan Türk hükümetini bu yönde harekete geçiremeyeceğini kestirmiştir.[10] Nitekim Türkiye, 1925 yılında Sovyetler Birliği ile imzaladığı dostluk paktıyla peyderpey misafir ettiği muhaceretin Moskova aleyhtarı faaliyetlerine karşı tepki göstermeye de başlamıştır. Yine de Knoll’ün İstanbul’daki Prometeciliğe dair önemli bir icraatı, şehirde Kafkasya’dan gelmiş siyasi muhacereti 1924 ekiminde Kafkas Konfedere Komitesi isimli sivil toplum kuruluşu etrafında örgütlemesi olmuştur.[11]
Kafkas milletlerinin diasporalarının örgütlenmesi hususunda daha doğrudan bir gelişme ise dört Kafkas milletinin (Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve Kuzey Kafkasya) 1919 yılında düzenlenen Paris Barış Konferansı’na katılan ve varlıklarını burada devam ettiren delegasyonlarının 1924 eylülünde Dörtler Konseyi oluşturacak şekilde bir deklarasyon imzalaması ve bu deklarasyonda işbu dört milletin siyasi ve iktisadi birlikteliğinin gerekli olduğunu ilan etmesidir. Kısa süre sonra Ermeni muhacereti, federasyonun tesisinden sonra Türkiye ile kurulacak ilişkilerin seyrini beğenmediği için Konsey’i terk etmiştir. Bunu takiben 11 Kasım 1924’te geriye kalan üç milletin delegasyonları artık Üçler Konseyi olarak deklarasyonu onaylamış ve “Kafkasya Kurtuluş Komitesi” isminde bir kuruluş teşkil etmişlerdir. Polonyalı diplomatların yönlendirmesiyle bir süre sonra sürgündeki Ukrayna Halk Cumhuriyeti hükümeti de 26 Temmuz 1925’te ortak bir deklarasyon imzalayarak bu Komite’ye dahil olmuştur.[12]
Polonya’da Pilsudski’nin darbesinden sonra Promete hareketinin artık formel bir yapıya kavuştuğunu görürüz. Evvela Leh diplomat Tadeusz Schaetzel’in önerisiyle İstanbul ve Paris’teki komiteler “Kafkasya İstiklâl Komitesi” adlı yeni bir kuruluşun çatısı altında 15 Temmuz 1926 tarihinde birleştirilmiştir. Hem İstanbul hem Paris tarafına yetki vermek maksadıyla faaliyetlerin Türkiye’de sürdürülmesi öngörülmüş iken Paris’teki temsilcilere ise diplomatik teması sağlama vazifesi verilmiştir. Kasım 1926’da Kafkasya İstiklâl Komitesi’nin yayın organı olarak Le Prométhée dergisi yayımlanmaya başlamıştır. Promete hareketinin miladı olarak genellikle bu olay kabul görmüştür. Editör kuruluna, Polonyalıların önerisiyle Ukrayna Halk Cumhuriyeti’nden bir temsilci dergiye dahil edilmiş ve sonrasında Kafkas muhaceretinin önerisiyle de Türkistan muhaceretinden bir temsilci dergiye dahil edilmiştir. 1928 yılında ise hareketin teşkilatlandığı bir sivil toplum kuruluşu olarak Varşova’da Promete Kulübü kurulmuştur.[13]
Prometeciler esasen kendi muhaceret grupları içinde, kendi dillerinde veya bulundukları ülkelerin dillerinde müstakilen basın-yayın ve dernek faaliyetleri yürütmüşlerdir. Hatta La Promethee dergisine gelen yazıların önemli bir kısmı, aslında yazarların kendi milli diaspora dergilerinde yazdıkları yazılardır.[14] Lakin bu faaliyetlerin hem ilave bir maddi desteğe kavuşması hem de farklı milletlerin ürettiği yazı ve faaliyetlerin Fransızca olarak bir dergide toplanması, ayrıca bu milletlerin birlikte faaliyet yürütmesi Prometeci hareketin sağladığı başlıca imkânlar olmuştur.[15] Promete Hareketi’nin sağladığı bir başka imkân da Polonya’da okumak üzere tahsis edilen öğrenci burslarıdır. Mesela, Promete hareketine mensup Türkçülerden Cafer Seydahmet Kırımer, bu bursla bir Kırım Tatarı olan tarihçi Abdullah Zihni Soysal’ı Varşova’ya lisansüstü eğitimini yapmaya yollamıştır.[16]
1930’larda dönüşen uluslararası ortam Prometeci hareketin seyrini etkilemiştir. Evvela Türkiye’nin Prometeci ve Türk Dünyası faaliyetlerine tedbir uygulaması açısından bir dönüm noktası olmuştur. Günel Aghayeva bu durumu açıklamak için tezinde ardışık olarak şu olaylara yer verir. Evvela, Resulzade 1930 ocağında Polonya’yı ziyarete gittikten hemen iki ay sonrasında geri dönmek üzere Türkiye’nin Paris Büyükelçiliği’ne vize başvurusu yaptığı zaman reddedilmiştir. Bu olaydan sonra Resulzade’nin İstanbul’daki cemiyeti olan Azerbaycan Milli Merkezi 1934’e kadar faaliyetlerini İstanbul’da sürdürmesine rağmen Resulzade, Varşova’da ikamet etmeye başlamıştır. İşbu cemiyet de zikrolunan tarihten sonra Resulzade’nin yanına taşınmıştır. Saniyen bu dönem hakkında Türk Ocakları Başkanı Hamdullah Suphi’nin anılarında belirttiğine göre Sovyet Büyükelçisi Surits, Türk Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü’ye Ocakların Rusya’daki Türklerle fazla ilgilenmesinden endişe duyduklarını” bildirmiş “ve bu mesele hakkında tedbir alınmasını” talep etmiştir. Nitekim Türk Ocakları, Resulzade’nin cemiyetine de destek ve dayanışma sağlamaktaydı. 1931 yılında ise Türk Ocakları resmî karara binaen kapatılmıştır. Ayrıca bu dönemde dergicilik faaliyeti ile ilgili yeni bir kanun çıkarılmış ve bu kanun derginin imtiyaz sahiplerinin Türk vatandaşı olmasını ve içeriklerin iç ve dış politikayla çelişmemesini talep etmiştir. Tüm bu konjonktürde 1925 yılında imzalanan Türk-Sovyet antlaşması 1931 yılında bir kez daha yenilenecektir.[17]
Türkiye’yi takiben Polonya da Temmuz 1932’de Sovyetler Birliği ile (ve hatta 1934’te Nazi Almanyası’yla) bir saldırmazlık paktı imzalamış ve bundan sonra sürdürdüğü (en azından açıktan sürdürdüğü) Prometeizm faaliyetlerini büyük ölçüde askıya almıştır. Büyük Buhran haricinde, hem faşizm bağlamında otoriter milliyetçiliklerin yükselmesi hem de II. Dünya Savaşı öncesi oluşan gerilimler de bir yön kaybı hissine yol açmıştır. Ayrıca bu milletlerin kendi aralarındaki (ve bazen de Polonya ile yaşadıkları) farklılıklar da çalışmaları yavaşlatmıştır.[18]
1930 dönemlerinde Polonya’nın Prometecilerden beklediği sıradaki hedef, artık bütün Kafkas muhaceretinin bir konfederasyon fikri etrafında birleşmesi ve buna uygun bir yürütme organı kurmasıydı. Bu minvalde temel ilkelerin (anayasamsı) bir metin (pakt) zemininde tespiti için çalışmalar 1927’den beri sürdürülmekteydi. Anayasal nitelikteki bir metin hiçbir zaman oluşturulamamasına rağmen Prometeciler bazı temel prensipleri içeren bir pakt kaleme almayı başarabilmiştir. Ayrıca yine Polonya’nın talebi üzerine 1926’da kurulduğunu (ve Prometecilere öncülük ettiğini) söylediğimiz, Kafkasya İstiklal Komitesi’nin yerine ortak yürütmeyi üstlenebilecek Kafkasya Konfederasyonu Konseyi isminde yeni bir cemiyet de 1935 yılında kurulmuştur. Buna ön ayak olacak pakt ise 14 Temmuz 1934’te Brüksel’de Gürcü, Azeri ve Kuzey Kafkasyalı temsilciler tarafından kabul edilmiştir. Paktta gelecekteki Kafkasya işbirliği için Ermenistan’a da bir yer ayrılmıştı.[19] Savaş arifesinde yürütülen çalışmaların neticesinde 1940 ilkbaharında Pakt yenilenmiş ve bu sefer Ermeni temsilciler de pakta imzacı olarak katılmıştır. Öte yandan Promete Hareketi’nin en büyük destekçisi olan Polonya’nın 1939’da ve hareketin Avrupa’daki en büyük merkezi olan Paris’in ise 1940’ta Almanya’ya teslim olması ile Promete hareketi son bulmuştur.[20]
SONUÇ
Neticede Polonya bilhassa 1926’dan II. Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde Bolşevik karşı bağımsızlıkçı diasporayı koordine edip örgütlemeye yönelik önemli bir dış politika girişiminde bulunmuştur. Promete Hareketi olarak isimlendirilen bu hareketin Polonya açısından temel maksadı ise Rusya’yı bölerek gücünü azaltmak ve bu bölünmeyi sağlayacak parçalara da öncülük edilecek bir ittifak ilişkisi içinde olmaktı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra artık Doğu Bloku’na mensup olan ve 1991’de Doğu Bloku’nun dağılmasıyla yeniden kapitalistleşmeye ve NATO ile AB’ye üye olmaya çalışan Polonya’nın Prometecilik ile uğraşması beklenir şey değildir. Öte yandan burada da tarihin başka bir cilvesini ve Polonya siyasi kültürünün ufak bir sürprizini görmekteyiz.
Bu sefer de II. Dünya Savaşı’nın ardından komünist rejime muhalif Polonyalılar Batı Avrupa ülkelerinde muhaceret oluşturmuştur. Bu muhacerette oluşan Kultura (Kültür) dergisi etrafında oluşan “ULB Doktrini” veya “Giedroyc-Mieroszewski Doktrini” ismiyle bilinen dış politika vizyonunun ise Polonya’nın günümüzdeki dış siyasetine bile yön verebilecek bir etkisinin olduğu düşünülür. Bu vizyon ismini odak ülkelerinin baş harflerinden –yani Ukrayna, Litvanya ve Belarus– veya kurucularının soyadlarından –(eski bir Promete siyaseti destekçisi olan[21]) Jerzy Giedroyc ve Juliusz Mieroszewski– almaktadır. Bu doktrinin temel kabulü iki dünya savaşı arasında Polonya’nın siyasi vizyonunun daha emperyalist saiklerle gerçekleştiği, yeni dönemde ise Polonya’nın hayatta kalması için bu emperyalizmini törpülemesi ve Rusya’yı bu üç ülke ile (ve mümkün olursa Almanya ve Rusya ile de) eşit ortaklık temelinde bir bölgesel işbirliği tesis ederek dengelemesi gerektiğidir.[22]
Nitekim Soğuk Savaş sonrasında ULB Doktrini, hem Polonya uluslararası ilişkiler sahasında bolca temas edilen bir mesele olmuş hem de Polonya, temel meselelerini çözdükten sonra bilhassa bu üç ülkeye yönelik aktif bir siyaset gütmeye özen göstermiştir. Hem 2004’teki Turuncu Devrim’de hem de 2014’teki Euromaidan Olayları ve akabinde bugüne kadar süregelen Ukrayna çatışmalarında eğer büyük devletleri hesaba katmazsak Polonya en çok zikredilen aktörlerden biridir. Yine de Polonya’nın İsveç ile birlikte AB’nin doğu komşularına yönelik dış siyasetini üstlendiği “Doğu Ortaklığı/Eastern Partnership” projesinde (zaten AB üyesi olan Litvanya’yı saymazsak) Ukrayna ve Belarus’un yanında Moldova, Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ı dahil etmesi ULB Doktrini’ne ve Prometeizm’e bir nazire olarak düşünülebilir.
[1] Kş. Alexandr Bovdunov, “Poland: The Jagiellonian Alternative,” Geoполитика.ru, 10 Mayıs 2016, https://www.geopolitika.ru/en/article/poland-jagiellonian-alternative.
[2] Kş. Gunel Aghayeva, “Azerbaycan Milli Bağımsızlık Hareketinde Siyasi Muhaceretin Rolü (1920-1950)” (Basılmamış YL tezi, Hacettepe Üniversitesi, 2023): s. 103.
[3] Kş. Bovdunov, “Poland.”
[4] Chainskyi, 2017, s. 70’den alıntılayan Aghayeva, “Siyasi Muhaceretin Rolü,” s. 100.
[5] Aynur Huseynova, “Promete Hareketi: Sovyet Karşıtı Rus Olmayan Muhacirlerin Polonya Önderliğinde Oluşturduğu Siyasi Hareket”, Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi 9, nu. 2 (Aralık 2024): s. 124, https://doi.org/10.56252/turktarars.1532296; Pawel Libera, “Polish authorities and the attempt to create the Caucasian Confederation (1917–1940),” Studia z Dziejów Rosji i Europy Środkowo-Wschodniej 52, nu. 3 (Ağustos 2018): s. 239, http://dx.doi.org/10.12775/SDR.2017.EN3.11.
[6] Aghayeva, “Siyasi Muhaceretin Rolü,” s. 99.
[7] A.g.e, ss. 99-100.
[8] Hacer Topraktaş Üstüner, “Polonya’nın Türkiye ile İlk Diplomatik Temasları ve İlk Daimî Elçisi Roman Knoll (1919-1926): Yeni Belgeler ve Tespitler,” içinde XIX.-XX. Yüzyıl Türkiye-Polonya İlişkileri Tarihi Üzerine Araştırmalar- Zagadnienia Badawcze w Historii Stosunków Polsko-Tureckich w XIX i XX wieku, ed. Hacer Topaktaş Üstüner & Paulina D. Dominik, Istanbul: Istanbul University Press, 2025, ss. 187-216. https://doi.org/10.26650/B/AH3SSc15SSc21.2025.005.009
[9] Aghayeva, Muhaceretin Rolü, s. 101.
[10] Topraktaş Üstüner, “Polonya’nın Türkiye ile İlk Diplomatik Temasları,” ss. 199-201.
[11] Libera, “Polish Authorities,” s. 242.
[12] A.g.e., s. 241.
[13] A.g.e., s. 243.
[14] Yaqublu, 2007, s. 72’den alıntılayan Aghayeva, “Siyasi Muhaceretin Rolü,” s. 104.
[15] Kş. Hüseynova, “Promete Hareketi,” ss. 130-135.
[16] Kamelya Tekne, “Dr. Abdullah Zihni Soysal ve Tarihçi Kimliği Üzerine Notlar,” Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi 5, nu. 2. (Güz 2020): s. 9.
[17] Aghayeva, “Siyasi Muhaceretin Rolü,” ss. 84-85.
[18] Libera, “Polish Authorities,” ss. 245-251.
[19] A.g.e., ss. 247-248.
[20] A.g.e., ss. 250-251.
[21] Lukasz Dryblak, “Only Prometheanism? The policy of the Polish state towards selected circles of the Russian emigration in the years 1926–1935” Studia z Dziejów Rosji i Europy Środkowo-Wschodniej 1, nu. 1 (2016): s. 88, dipnot 54, http://dx.doi.org/10.12775/SDR.2016.EN1.04
[22] Oğuzhan Ferman, “How the Giedroyc-Mieroszewski Doctrine Evaluated By Russian International Relations Literature: An Example of Counter-Securitization,” Voprosy Politologii 7, nu. 95, (2023): ss. 358-360. https://www.academia.edu/107568027/HOW_THE_GIEDROYC_MIEROSZEWSKI_DOCTRINE_EVALUATED_BY_RUSSIAN_INTERNATIONAL_RELATIONS_LITERATURE_AN_EXAMPLE_OF_COUNTER_SECURITIZATION
