Skip to main content

İran Bölgesinde Türk Varlığının Dünü ve Bugünü

İran Bölgesinde Türk Varlığının Dünü ve Bugünü

İran hem Orta Doğu tarihinin hem de Orta Asya tarihinin en önemli bölgelerinden biri olmuştur. Bulunduğu konum itibariyle birçok coğrafya arasında bir köprü görevi gören bölge tarih boyunca çeşitli devletlere ev sahipliği yapmış, büyük medeniyetlere beşik görevi görmüş ve bunların yanında büyük fetihlere sahne olmuştur. İran kuzeyinde Hazar Denizi, güneyinde Basra ve Umman körfezleri ile Asya ve Mezopotamya arasında bir bağlantı noktası teşkil ediyor. Tarihte her zaman görülebilecek bir örnek olarak bu niteliklere sahip topraklar büyük savaşların ve büyük göç dalgalarının merkezi olmaktan hiçbir zaman kaçınamazlar. Özellikle Büyük İskender’in Pers fethinden sonra İran bölgesi geçmişe nazaran daha hareketli bir siyasi ve demografik yapıya sahip olmuştur. Yazıda asıl bahsedeceğimiz nokta İran bölgesine Türk milletinin ulaşma macerası ve bu maceranın günümüze yansımasıdır.

(Maveraünnehir)

HORASAN/AZERBAYCAN MEDENİYET HAVZASININ İSLAM SONRASI SİYASİ İRADESİNİ  TEMSİL EDEN DEVLETLER ÜZERİNE – SASAM

(Horasan)

Grigory Sivkov on X: "Bugün sizlere, ülke basınında ...

(İran)

Orta Asya kırsalında çok geniş bir alana yayılan Türk göçebeleri çevrelerindeki milletler ve kültürlerle birçok etkileşimde bulunmuşlardır. Bu coğrafyada doğuda Çin Medeniyeti, doğuda Bizans ve İran Medeniyetleri, güneyde ise Hint Medeniyeti ön plana çıkan medeniyetler olmuştur. Bu medeniyetlerle yeri geldiğinde ticaret yeri geldiğinde ise savaş yapan Türkler coğrafya sınırları içerisinde akışkan bir yapıya sahiptir. Ticaret yollarının çoğunda söz sahibi olan Türkler bu ticaret yollarının çizdiği doğrultuda göç faaliyetlerini ve yerleşik hayata geçiş süreçlerini başlatmışlardır. Bu ticaret yolu doğrultusunda Türklerin kurduğu en önemli iki bölge Maveraünnehir ve Horasan bölgeleridir. İran fethedilmeden önce İran sınırlarına en yakın Türk hakimiyetleri bu iki alanda olmuştur. 

Tarih boyunca çok kez Türkler ile İran arasında savaş yaşanmıştır. Bu savaşlar hem ticaret yollarına hem de bölgeye hakim güç olmak için yaşanmıştır. Türk boylarının gerek Uygur Devleti’nin oluşturduğu yerel yapılanma sistemi gerekse İslamiyet ile tanışma süreçlerinden sonra geliştirdiği şehirleşme hareketleriyle ilişkili olarak coğrafyada farklı bir hareketlenme görmekteyiz. Bu tarihlerde kurulan Türk Devletleri İran coğrafyasına yönelik başta küçük göç faaliyetlerine girişmişler, daha sonra ise büyük fetih faaliyetlerine girişmişlerdir. Bu faaliyetlerin en etkili olduğu vakit ise Orta Asya’nın Moğollar tarafından işgal edildiği dönemdir. Bu konu hakkında Rafael Blage şunları söylemektedir: “Türkler İranlılarla komşu olmaları nedeniyle, Türklerin İran’a gelişi MS. 4. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyılın başlarına dek sürmüştür. İslam’dan önce Türklerin İran’a girişleri Hazar Denizi’nin doğusundan Ertek-Tercan ve batısında Aras-Kura ırmaklarından güneye doğru olmuştur. İslamiyet’in kabulünden sonra ise Türklerin girişi doğu-batı istikametinden Hazar Denizi’nin güneyinden gerçekleşmiştir. 13. yüzyıllar ve sonrasında Türk göçleri ise batı-doğu ekseninde Türkiye-Suriye-Irak’tan İran’a doğru olmuştur. Bu Türk göçleri, sonrasında İran’da etnik, dinsel, siyasal, dilsel ve kültürel yapıyı tamamıyla alt üst etmiştir.” (Balge, 1997). Bu hareketlerden sonra kurulan bazı önemli devletler bölgenin Türk nüfus ve siyasi hakimiyetine girmesinde büyük ölçüde etkili olmuştur. Bu kurulan devletlerin demografik ve idari yapıları zamanla birbirinden farklı bir hal almıştır. 

İran coğrafyasının en büyük kırılma noktası İslam Devleti tarafından fethedilmesi olmuştur. Bu fetihten sonra gerçekleşen değişim yüzyıllarca bölgenin dinamiklerine şekil verecektir. İran coğrafyası Müslüman yoğunluğuna geçtikten sonra Müslüman Türk devletleri tarafından kontrol edilebilir bir hal almıştır. Gazneliler ile Selçuklular arasında gerçekleşen savaşlar bölgenin geleceğini belirleyecek nihai etkileri doğurmuşlardır. 1040 yılında o dönemde İran topraklarında hüküm süren Gazneliler ile Selçuklular arasında cereyan eden Dandanakan Savaşı’nda Gaznelilerin yenilmesinden sonra İran coğrafyası giderek daha da artan Türk göçlerine sahne olmuştur. Bu tarihten sonra yaklaşık 1000 yıl boyunca, Türkler İran’da hâkim güç olmuş ve bu süre zarfında İran’da Selçuklular, Timürlüler, Kara-koyunlu, Ak-koyunlu, Safeviler, Afşarlar ve Kaçarlar İran coğrafyasına egemen olmuşlardır. Günümüzde ise başta Azerbaycan Türkleri olmak üzere Türkmenler, Horasan Türkleri, Halaçlar, Kaşkaylar, Sungurlar, Kazaklar ve Özbekler gibi Türk grupları İran’ın belirli bölgelerinde yaşamaktadırlar (Blega, 1997, s. 272).  Bununla birlikte bu coğrafyada kurulan Türk devletleri, Osmanlı Devleti’ni kendileri için en büyük rakip olarak görmüşlerdir. Bundan dolayı iki devlet arasında uzun yıllar sürecek mücadeleler süregelmiştir. Bu mücadeleler İran Şahı Nâdir Şah Afşar döneminde de devam etmiştir (Kimya, Qasımov, Gök, 2020).

Selçuklular'ın hakimiyeti bölgede uzun yıllar süren değişimler başlattı. Bu değişimlerin başında Türk Hükümdarların bölge halkının hafızasında alışılagelmiş bir konuma oturması oldu. Büyük Selçuklu Devleti’nin uzun yıllar süren yönetiminden sonra dahi bölgede yeni Türk kökenli devletler oluşmaya devam etti. Selçuklular'dan sonra İran bölgesini Harzemşahlar Devleti yönetmeye devam etti. Harzemşahların yıkımına ve bölgede geçici bir süreliğine Türk hakimiyetinin engellenmesine sebep olan olay ise Moğol İstilası oldu. Bu konuda Kamuran Gürün şunları söylemektedir: “İlhanlılar 14. asır sonlarına kadar bölgede hakimiyet ve nüfuz sahibi oldular. İlhanlı Devleti dağıldıktan sonra, İran’da bir kısım Türk kökenli devletler ortaya çıktı. Önce Timur Devleti sonra Akkoyunlu-Karakoyunluları görmekteyiz.”(Gürün,1982). Yine yapılan çalışmalara baktığımız zaman, İran’da kurulan Türk kökenli devletler olan Safeviler (1502- 1736), Avşar Hanedanı (1736-1797) ve Kaçar Hanedanı (1797-1925) 20. yüzyılın başına kadar burada hüküm sürmüşlerdir. (Kaya, 2009). Bu hanedanları tartışma konusu haline getiren yayınlar yapılsa da zaman geçtikçe bu ithamların asılsız oldukları kesinleşmiştir. Güncel çalışmalar göstermektedir ki Kaçarlar, 1795 yılında Ağa Muhammed Han’ın tesis ettiği hâkimiyetle birlikte İran’da iktidara gelen bir Türk hanedanıydı. (Azap, 2023). 

Görebildiğimiz üzere İran üzerinde bulunan Türk etkisi yaklaşık 15 asır gibi günümüzde var olan birçok milletin tarihinden daha uzun bir süreye tekabül etmektedir. Bu süre zarfında Türkler bölgenin bütün ihya sorumluluklarını üstlenmişlerdir. Bu süreçte İran coğrafyasında birçok mimari eser çeşitli amaçlarla inşa edilmiştir. Pir Bakran Türbesi, Abarkûh’ta bulunan Mescid Camii, Yezd, el-Hasan bin Keyhüsrev ve kızı Ayşe Hatun için yapılan türbe, Nizamiye Camii, Nazirulhak Türbesi, Şah İsmail Türbesi, Erdebil’deki Şah Safî Camii ve Türbesi, Şah Abbas dönemi eserleri, Meydan-ı Şah, Hasan Bey Köprüsü, Baba Rüknettin (Hacı Köprüsü), Eşref Sarayı, Süleyman Şah’a atfedilen yapılar, Medrese-i Molla Abdullah, İmamzade Zeyd Türbesi, Sultan Hasan yapıları, İmamzade İsmail Camii ve Medrese-i Celaliye gibi birçok önemli eser Türk Hükümdarları tarafından bölgeye kazandırılmıştır.  Günümüzde Pers mimarisi ürünü sayılan birçok eserde Türk mimari izlerini takip edebilir hatta bu eserlerin Türk eserleri olduğunu belirli ölçütlerde ispat edebiliriz. Bu ispat metodolojisinde en isabetli tutum karşılaştırmalı bir yol izlemek olacaktır. İslam coğrafyasına geniş bir ölçekte baktığımızda Mısır’dan, Türkistan’a, Anadolu’dan, Viyana’ya kadar devasa bir coğrafyada aynı mimari usülleri görebiliriz. Türkler İslamiyet'in liderliği konumuna geldikten sonra gittikleri ve yönettikleri coğrafyaları kendi medeniyet çevrelerine dahil edip bu mekanlarda kültür, sanat ve medeniyet çalışmaları yapmaya başlamışlardır. Dönemin adetleri gereği bir fatih yeni toprak fethettiğinde buraya kendi sanatçılarını götürür. Bu büyük coğrafyadaki mimari benzerlik ise belirli ölçüde bu tutumdan kaynaklanmaktadır. Sözün özü İran coğrafyasında göreceğiniz bir mimari usulü Mısır, Üsküp, ve Buhara bölgelerinde görmeniz de mümkündür. 

Türklerin coğrafyada nasıl bir yer tuttuğunu en iyi şekilde yayılan kültür altyapımızla görebiliriz. Sadece ortaya konulan eserlerle değil, bölgenin demografik yapısı ile de ortaya bir bakış açısı koyulabilmektedir. Çeşitli tahminlere göre İran nüfusunu %40 civarı bir oranda Türkler oluşturmaktadır. Bu oran, Türklerin bölgeye ne denli yerleştiği konusunda güzel bir başlangıç noktası vermektedir. Bu Türk nüfusu kendi içinden sporcu, sanatçı, bürokrat ve fikir insanı yetiştirme kapasitesi sayesinde mevcut baskıcı rejim içinde varlık gösterebilmektedir. Bu Türk nüfusu, kültür olarak Azerbaycan Türkleri'ne çok yakın olup bu nüfusun yaşadığı bölge Güney Azerbaycan olarak adlandırılmaktadır. Bu bölgeler arasında kültür akışı etkin olup Doğu Anadolu’da yaşayan bir Türk vatandaşı İran bölgesinde yaşayan bir Türk vatandaşı ile hiç zorlanmadan iletişim kurabilir. Bu ortak kültür havuzu, âdet ve göreneklerden her türlü sanat koluna kadar birçok alanda kendini göstermektedir. Sahip olunan ortak folklor yapısı Türk milletinin coğrafyadaki ayak izini en bariz şekilde göstermektedir. 

Kaynakça

Azap, E. Y. Acem Mülteciler: Kaçar Hanedanı’nda Taht Mücadelesi ve Osmanlı Devleti’ne İltica Eden İran Şehzadeleri. Journal of Turkology, 33(1), 79-103. 2023

Blage, Rafael; İran Halklarının El Kitabı, İstanbul, 1997.

Gürün, Kamuran; Türkler ve Türk Devletleri Tarihi, İstanbul, 1982.

Kaya, Mehmet; İran Türkleri, İstanbul, 2009.

Kimya, O., Qasımov, C., & Gök, U. Yakın ve Orta Doğu’da Mezhepsel Çatışmaların Çözümü Bakımından Nâdir Şah Afşar’ın Faaliyetleri ve Necef Komisyonu. Turkuaz Uluslararası Türk Dünyası Bilimsel Araştırmalar Dergisi, 1(2), 186-198. (2020).